Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin ekonomik büyüme ve enflasyon hedeflerine dair umut dolu açıklamalar yaptı. Ancak bu açıklamaların halk nezdinde karşılık bulup bulmadığı ciddi bir tartışma konusu.
Resmi enflasyon oranlarındaki düşüşe işaret eden Şimşek, “enflasyonda belirgin ve kalıcı bir düşüş eğilimi” içinde olduğumuzu söyledi. Oysa halkın yaşadığı enflasyon ile açıklanan resmi enflasyon arasında büyük bir uçurum olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor.
Piyasadaki fiyat artışları, halkın alım gücünü her geçen gün daha da aşındırırken, açıklanan rakamların gerçek hayatı ne ölçüde yansıttığı tartışmalı hale geliyor.
Şimşek, Mayıs ayında yüzde 75’e ulaşan enflasyonun ağustos ayında yüzde 52’ye gerilediği belirtiliyor. Ancak sokakta, markette, pazarda halkın karşılaştığı enflasyon bu rakamlarla örtüşmüyor.
Son bir yıl içinde gıda fiyatlarında yüzde 100’e varan artışlar gün yüzü gibi ortada.Halk, temel gıda maddelerine erişmekte zorlanırken, açıklanan resmi enflasyon rakamlarının gerçeği ne kadar yansıttığı büyük bir soru işareti.
Resmi verilere göre enflasyon yüzde 52 seviyesine gerilemiş olabilir, ancak mutfaktaki enflasyon, yani halkın gerçek enflasyonu, hala yüzde 100’ün çok üzerinde. Ekmek, süt, yağ gibi temel gıda maddelerinin fiyatlarındaki astronomik artış, halkın günlük yaşamında resmi enflasyon oranlarının pek de bir anlam ifade etmediğini gösteriyor.
Bütçe disiplini konusu ise Şimşek’in konuşmasında bir diğer dikkat çeken nokta.
Deprem gibi doğal afetlerin bütçeye getirdiği yükleri kabul etmek gerekir. Ancak bütçe açıklarının milli gelire oranla yüzde 5 seviyelerine çıkmasının tek sebebi bu değil. Yıllardır süregelen savurganlık, kaynakların etkin kullanılmaması, popülist harcamalar ve ekonomik politikaların yanlış yönetimi, bu açığın derinleşmesine neden oldu.
Şimşek, bu açığı gelecek yıl yüzde 3’e çekme hedefinden bahsediyor. Ancak bu hedefe nasıl ulaşılacağı, hangi yapısal reformların uygulanacağı konusunda ciddi bir belirsizlik var. Tasarruf yapmayan bir ekonomi, yalnızca kâğıt üzerindeki hedeflerle kalıcı çözümler üretemez.
Enflasyon konusundaki iyimser tahminlere dönersek, Merkez Bankası’nın tahmin bandının üst sınırının yüzde 42 olduğunu ve gelecek yıl enflasyonun yüzde 17,5’e kadar düşeceği öngörülüyor. Ancak bu tahminlerin gerçekleşmesi için hangi somut adımlar atılacak? Ekonomi yönetimi, yüksek faiz politikaları ve döviz kurlarındaki dalgalanmalara bağlı geçici çözümlerle mi yoksa kalıcı reformlarla mı bu hedeflere ulaşmayı planlıyor? Halkın enflasyonu ile resmi enflasyon arasındaki uçurumu kapatmadan, yalnızca enflasyon rakamları üzerinde yapılan düzenlemelerle gerçek bir iyileşme sağlanamaz.
Alın size bir örnek daha…
Kira fiyatlarındaki artışlar canımızı okuyor. Büyük şehirlerde, özellikle İstanbul’da kiralar son iki yıl içinde yüzde 200’e varan oranlarda arttı. Halkın barınma ihtiyacını karşılamakta zorlandığı bir ortamda, resmi enflasyon rakamlarının düştüğünü açıklamak, halkın yaşadığı gerçeklikle örtüşmüyor. Elektrik, doğalgaz ve ulaşım gibi temel hizmetlerde yaşanan fiyat artışları da aynı şekilde halkın üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu şartlar altında, halk için “tek haneli enflasyon” bir hayalden öteye geçemiyor.
Sonuç olarak, Bakan Şimşek’in dile getirdiği ekonomik hedefler ve enflasyon rakamları, sokakta yaşanan gerçeklerle ciddi bir tezat oluşturuyor. Türkiye’de resmi enflasyon ve halkın hissettiği enflasyon arasındaki makas, her geçen gün daha da açılıyor.
Halk, temel gıda maddelerine, barınma ve ulaşım gibi ihtiyaçlara ulaşmakta zorluk çekerken, kağıt üzerindeki enflasyon oranlarının düşmesi, ekonomik gerçekliği değiştirmiyor.
Ekonomi yönetiminin, halkın yaşadığı bu gerçek enflasyonu göz önünde bulundurarak daha etkili ve sürdürülebilir politikalar geliştirmesi gerekiyor. Enflasyon, yalnızca bir istatistik değil, hayatın ta kendisidir. Bu yüzden, halkın yaşadığı enflasyon ile resmi enflasyon arasındaki uçurum kapatılmadıkça, sürdürülebilir bir ekonomik büyümeden bahsetmek zor olacaktır.